SOLEY Dönüşüm Geçidi


Ceylan SOLEY
Yazar • Eğitimci • Konuşmacı • Soley Dönüşüm Geçidi Kurucusu
KISA BİYOGRAFİ
Hayatım boyunca beni en çok insan merak ettirdi. İnsan kendisinden nasıl uzaklaşır ve kendisine nasıl geri döner? Soley Dönüşüm Geçidi; yıllara yayılan düşünsel, spiritüel ve insani arayışımın bugün aldığı biçim. Eğitimci, yazar ve konuşmacı olarak; aile dizimi, regresyon, metafizik ve bilinç çalışmaları aracılığıyla insanın kendisine ait olmayan katmanları fark ederek özüne yaklaşabileceği alanlar kuruyorum.
HİKÂYEM VE YOLCULUĞUM
Hayatım boyunca beni en çok insan merak ettirdi.
Neden aynı acıları farklı ilişkilerde yeniden yaşadığımızı, neden bazen bize ait olmayan yükleri yıllarca taşıdığımızı, neden dışarıdan bakıldığında “her şey yolunda” görünürken içimizde hâlâ adını koyamadığımız bir eksiklik hissettiğimizi…
Ve hepsinden önemlisi:
İnsan, kendisine ait olmayan bütün katmanların altından geçerek kendi özüne ulaşabilir mi?
Bugün Soley Dönüşüm Geçidi’nin temelinde duran soru bu.
Fakat bu soruya bir günde gelmedim.
Benim yolculuğum da hayatın içinden geçti.
BAŞARILIYDIM. AMA BU YETERLİ MİYDİ?
Marmara Üniversitesi Turizm ve Otelcilik eğitiminin ardından dört yıllık İşletme eğitimimi tamamladım.
Profesyonel yaşamımın ilk döneminde bankacılık sektörüne girdim. Uzman ve müfettiş yardımcılığı sınavlarında elde ettiğim yüksek sonuçların ardından İstanbul’un en yoğun çalışma merkezlerinden birinde görev yapmayı tercih ettim.
Önümde güçlü bir kariyer yolu vardı.
Fakat çok geçmeden hayatın bana başarıdan daha önemli bir soru sorduğunu fark ettim:
Başarı, insan kendi hayatının içinde bulunamıyorsa hâlâ başarı mıdır?
Yoğun kurumsal yaşamdan ayrıldım. Sonraki yıllarda yöneticilik yaptım; evlendim, anne oldum, çocuk büyüttüm, seyahat ettim, dostluklar kurdum, hayatın sunduğu pek çok şeyi deneyimledim.
Dışarıdan bakıldığında hayatın bütün kutuları işaretlenmiş gibiydi.
Okuyoruz. Çalışıyoruz. Evleniyoruz. Çocuklarımız oluyor. Evler kuruyoruz. Seyahat ediyoruz. Dostlarımızla buluşuyoruz. Yiyoruz, içiyoruz, eğleniyoruz.
Bir gün kendime şunu sordum:
Peki bütün bunların anlamı ne?
Ben buna kendi içimde “başarılı doyumsuzluk” diyordum.
Çünkü eksik olan yeni bir başarı, yeni bir eşya, yeni bir seyahat ya da yeni bir hedef değildi.
Eksik olan anlamdı.
Neden doğuyoruz?
Neden buradayız?
Ölüm nedir?
İnsan yalnızca bedenden mi ibarettir?
Ruh var mıdır?
Tekâmül dediğimiz şey nedir?
Ve yaşadığımız bütün bu deneyimlerin daha büyük bir anlamı olabilir mi?
Hayatımın yönünü değiştiren arayış böyle başladı.
BAZI MİRASLAR CEVAPLARLA DEĞİL, SORULARLA AKTARILIR
Bir gün kahvemi alıp ailemin kütüphanesinin karşısına oturduğumda gözüm çocukluğumdan beri orada duran kitaplara takıldı.
Ruh ve Madde yayınları; metafizik, insan bilinci, kadim uygarlıklar ve görünen dünyanın ötesine ilişkin kitaplar…
Hepsi babamındı.
Yetişkinliğimde büyük bir merakla sormaya başladığım soruların izleri aslında yıllardır çocukluğumun evinde duruyordu.
O anda kendi kendime:
“Amerika’yı neden yeniden keşfediyorum?”
diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Çünkü babam da arayan bir insandı.
Metafizikten tasavvufa, farklı düşünce geleneklerinden insanın varoluşuna ilişkin araştırmalara uzanan geniş bir dünyaya ilgi duymuştu.
Ben çocukken onun bu tarafını anlayabilecek yaşta değildim. Yoğun çalışan bir yöneticiydi; sabah erken çıkar, akşam geç dönerdi. Fakat arada söylediği bazı cümleler hafızamda kaldı.
Yıllar sonra kendi çalışmalarım derinleştikçe, çocukken anlam veremediğim o cümleleri başka bir bilinçle hatırlamaya başladım.
Babam henüz 59 yaşındayken hayatını kaybetti.
Ardından insanların onun için söylediği cümlelerin ortaklaştığı bir yer vardı:
“Ne iyi insandı.”
Bugün geriye baktığımda bunun bir insanın ardından bırakabileceği en kıymetli cümlelerden biri olduğunu düşünüyorum.
Çünkü insan ailesinden yalnızca genlerini, soyadını ya da maddi mirasını almıyor.
Bazen bir kuşak diğerine tamamlanmış cevaplar bırakmıyor.
Doğru soruları bırakıyor.
Babamın bana bıraktığı en kıymetli miraslardan biri buydu:
Aramak.
TEK BİR DOĞRUYU DEĞİL, İNSANI ARAMAK
Bu arayış beni Metafizik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’ne, ardından yıllara yayılan çok daha geniş bir düşünsel ve spiritüel yolculuğa taşıdı.
Spiritüalizm ve metafizik çalışmalarının yanında İslam ve tasavvuf düşüncesini, Hristiyanlık ve Museviliğin düşünsel mirasını, Budist öğretileri, Tao’yu, Konfüçyüs’ü ve Gurdjieff’in insan ve bilinç üzerine çalışmalarını inceledim.
Bütün bunların içinde kendime yeni bir etiket aramadım.
Bir öğretinin diğerinden üstün olduğunu kanıtlamaya da çalışmadım.
Beni ilgilendiren, farklı çağlarda ve farklı coğrafyalarda yaşayan insanların neden dönüp dolaşıp aynı soruların karşısında durduklarıydı.
Diller değişiyordu. Semboller değişiyordu. Dinler, kültürler ve felsefeler değişiyordu.
Fakat insanın sevgisi, korkusu, kaybı, bağlanması, ölümü ve anlam arayışı şaşırtıcı biçimde birbirine benziyordu.
Zamanla bilgiyi yalnızca okumak değil, yaşamın içinden geçirmek gerektiğini öğrendim.
Çünkü benim için yaşanmamış bilgi hiçbir zaman gerçek anlamda bilgelik olmadı.
EN BÜYÜK ÖĞRETMENLERİMDEN BİRİ: ANNELİK
Hayatın bana verdiği en güçlü öğrenme alanlarından biri annelik oldu.
Çocuğumun eğitim, sanat ve sporla iç içe büyümesine yıllarca eşlik ettim. Onun kendi yeteneklerini keşfetmesini, kendi yolunu bulmasını ve kendi ışığıyla var olmasını desteklemeye çalıştım.
Yıllar sonra tıp eğitimini tamamlayıp hekim olduğunda, geriye baktığımda asıl meselenin başarıların listesi olmadığını daha iyi gördüm.
Çünkü sevgi ile sahip olmak arasında çok ince bir çizgi vardır.
Sevmek, karşımızdaki insanı kendi hayallerimizin biçimine sokmak değildir.
Onun kendi biçimini bulabileceği alanı koruyabilmektir.
Sevmek, sevdiğinin parıldaması için alan açmaktır.
Hayat yıllar sonra bana anneliği yeniden yaşama fırsatı verdi.
Bu kez başka bir yaşta, başka deneyimlerle, başka bir bilinçle…
Ve bana aynı hayatın bile aynı insan tarafından iki kez yaşanamayacağını öğretti.
Çünkü hayat bazen aynı kapıyı yeniden açar.
Ama o kapıdan geçen insan artık aynı değildir.
İNSAN YALNIZCA KENDİ HİKÂYESİNİ YAŞAMAZ
Yıllar içinde insanı yalnızca bireysel psikolojisi üzerinden anlamanın yeterli olmadığını düşünmeye başladım.
Çünkü hiçbirimiz boşlukta doğmuyoruz.
Bir aileye, bir kültüre, bir topluma, bir zamana ve bizden çok önce başlamış hikâyelerin içine doğuyoruz.
Anne tarafımın Kırım’a, baba tarafımın Arnavutluk’a uzanan kökleri bana kendi yaşamımda da kuşakların izlerini düşündürdü.
Ailelerde yalnızca söylenenler aktarılmaz.
Susulanlar da aktarılır.
Sevgi kadar korku, başarı kadar kayıp, yaşanmış olanlar kadar yaşanamamış hayatlar da sonraki kuşaklarda iz bırakabilir.
İşte burada psikolojik olan sosyolojik olanla; bireysel hafıza aile hafızasıyla; bugünün insanı kendisinden önce gelen kuşaklarla buluşur.
Regresyon, aile dizimi/constellation, metafizik ve bilinç çalışmalarına ilgimin merkezinde de bu bütüncül insan anlayışı bulunuyor.
Benim için geçmişe bakmanın amacı geçmişte yaşamak değildir.
Geçmişin bugünümüzün içinde nerede yaşamaya devam ettiğini görebilmektir.
Çünkü fark etmediğimiz örüntüler bize kader gibi görünebilir.
Fark ettiğimizde ise ilk kez bir seçeneğe dönüşebilirler.
SOLEY DÖNÜŞÜM GEÇİDİ
Soley Dönüşüm Geçidi, yıllara yayılan bütün bu arayışın bugün aldığı biçim.
İnsanlara nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyen bir sistem kurmak istemedim.
Hazır reçeteler vermek ya da herkesi aynı “doğru”ya çağırmak da istemiyorum.
Çünkü bugün dönüşümü başka türlü anlıyorum.
Dönüşüm, başka biri olmak değildir.
Bazen dönüşüm; aileden, toplumdan, ilişkilerden, korkulardan ve geçmiş deneyimlerden üzerimize yerleşmiş katmanları fark ederek, onların altında zaten var olan insana biraz daha yaklaşabilmektir.
Regresyon çalışmaları, aile dizimi/constellation, metafizik ve ileri seviye çalışmalar, eğitimler, buluşmalar ve kamplar bu yolculuğun farklı kapılarıdır.
Fakat benim için merkezde yöntem değil, insan vardır.
İnsan çocukluğudur.
Ailesidir.
Bedeni ve hafızasıdır.
Yaşadığı toplumdur.
Sevdikleridir.
Kaybettikleridir.
Korkularıdır.
Hayalleridir.
Ve bütün bunların altında hâlâ kendisine ulaşılmasını bekleyen bir özü vardır.
SÖZDEN YAZIYA…
Yıllar boyunca konferanslarda, eğitimlerde, buluşmalarda ve farklı platformlarda insan, bilinç ve yaşam üzerine konuştum.
Zaman içinde sözün yanına yazı eklendi.
Yıllara yayılan yaşam deneyimimden, insan gözlemlerimden ve düşünsel-spiritüel yolculuğumdan doğan ilk kitabım bugün tamamlanmış ve yayına hazır durumda.
Yayın sürecinin ardından okuruyla buluşmayı bekliyor.
Bu çalışma bir “nasıl mutlu olunur” reçetesi değil.
İnsanın kayıpla, sevgiyle, aileyle, ilişkilerle, affetmekle, bırakmakla, sonlulukla ve yeniden başlamakla karşılaştığı eşiklerde kendisine yeniden bakabilmesine eşlik eden bir metin.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey daha fazlasını edinmek değildir.
Fazlalıkları bırakmaktır.
Yeni bir insan olmak değildir.
Kendimiz olmadığımız şeyleri fark etmektir.
Ve bazen yeni bir hayata başlamak bile değildir.
Yaşamakta olduğumuz hayata ilk kez gerçekten gelmektir.
BUGÜN…
Bugün kendimi tek bir unvanla tarif etmeyi zor buluyorum.
Eğitimciyim. Yazarım. Anneyim. Konuşmacıyım. Araştırıyorum. Öğreniyorum.
Ve hâlâ yolculuğun içindeyim.
Çünkü insanın kendisini tamamlanmış ilan ettiği yerde öğrenmenin de sona erdiğine inanıyorum.
Hayatımın farklı dönemlerini birbirine bağlayan soru ise hâlâ aynı:
İnsan kendisinden nasıl uzaklaşır ve kendisine nasıl geri döner?
Soley Dönüşüm Geçidi’nin bütün hikâyesi bu sorunun içinde saklı.
Bir varış noktası değil.
Bir başkasının peşinden gitmek değil.
Bir geçit.
İnsanın kendisine öğretilmiş hayat ile gerçekten kendisine ait olan hayat arasındaki farkı görebileceği bir eşik.
Çünkü insanın en uzun yolculuğu dünyanın öbür ucuna yaptığı yolculuk değildir.
Kendisine yaptığıdır.
Ve dönüşüm, başka bir insan yaratmak değil;
kendimiz olmadığımız her şeyi usulca bırakıp geriye kalana bakabilecek cesareti bulmaktır.
Ceylan Soley
Soley Dönüşüm Geçidi ☀️